Yazarlar ve ilham kaynağı şehirleri

Ünlü yazarların büyük bir tutkuyla ait oldukları, bazen nefret ettikleri, bazen kaçmak isteyip kaçamadıkları, ama her sokağında ayak izlerini bıraktıkları, hayatlarına dokunan şehirler… Bize düşen de bu izleri takip etmek…
FULYA ARSLAN

Dostoyevski, St. Petersburg

DOSTOYEVSKI’NİN MASAL ŞEHRİ ST.PETERSBURG

“Kendi yolunda yanlış gitmek, başkasının yolunda doğru gitmekten iyidir“

Suç ve Ceza, Budala, Yeraltından Notlar gibi dünya edebiyatına başyapıtlar kazandırmış Rus yazar Dostoyevski’nin uzun yıllar yaşadığı güzel St. Petersburg… Yazarın şehir ile ilk teması annesinin 1837 yılındaki ölümünden sonra olur.
Genellikle evde eğitim gören yazar, yaşadığı büyük acı sonrası, St. Petersburg’ta askeri mühendis yetiştiren bir okula başlar.

Petersburg’a yerleşen yazar, Ezilenler ve Ölü Evinden Anılar gibi eserlerini burada yazmıştır.
Yazarın kentteki son evi müzeye dönüştürülmüş durumda. Kuznechny Per. 5/2 adresinde bulunan bu eve, 1878’de taşınan yazar, 28 Ocak 1881 tarihindeki ölümüne kadar da burada yaşar. 59 yaşında hayatını kaybeden Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşleri bu evde yazdığı biliniyor. 2010 yılından
itibaren yazar için şehirde ‘Dostoyevski Günü’ düzenlenerek çeşitli sanat etkinlikleri gerçekleştirilir.
200 yıl boyunca Çarlık Rusyası’nda başkentlik yapmış olan şehir,
Rusya’nın 2. büyük şehri. UNESCO’nun ‘Dünya Mirasları Listesi’nde yer alan St.Petersburg, kanalları ve köprüleriyle mimari açıdan olduğu kadar sanatsal açıdan da fazlasıyla doyurucu bir şehir.

GÖRÜLMESİ GEREKEN YERLER

ST. ISAAC KATEDRALİ, DÖKÜLEN KAN KİLİSESİ, GRIBOYEDOV KANALI, ERMITAJ MÜZESİ (3 MİLYON SANAT ESERİNE SAHİP), PETHEROF SARAYI VE BAHÇELERİ, PETER VE PAUL KALESİ, DOSTOEVSKY MUSEUM.

BİLİYOR MUYDUNUZ?

MAYIS ORTALARINDAN, TEMMUZ SONUNA KADAR 18 SAATTEN FAZLA GÜNDÜZ YAŞAYAN ŞEHRİN BU DÖNEMİNE ‘BEYAZ GECELER’ DENİR.

KAFKA’NIN AŞKI VE NEFRETİ PRAG

“Olmamasına razıyım. Oluyormuş gibi olmasın yeter”

Özellikle Dönüşüm ve Dava kitaplarıyla dünyaca tanınan yakınçağın özgün yazarı Franz Kafka Prag’ta doğup büyümüştür. Yazar, Prag’ta Almanca konuşan Yahudi azınlıklardandı. Belki bu dışlanmışlıktan kaynaklıdır; şehirle arasında aşk ve nefret ilişkisi…
Kafka okurlarındansanız, Prag’ta adım attığınız her an, bir hikaye canlanır hafızanızda. Charles’ın üstündeyken misal, Joseph K. ölüme yürür yanınızdan geçerek. Burası, kesin ‘orası’ olmalıdır dersiniz.
Kafka, şehrin turistik ve ticari hayatına ölümünden yıllar sonra bile katkı sağlamaya devam ediyor. Prag’ta Kafka keşfine çıkmak istiyorsanız ilk durağınız Kafka Müzesi olabilir. Müzede yazarın günlükleri, fotoğrafları sergileniyor. Duvarlarda hayat hikayesi anlatılıyor.
Yazarın hayatının neredeyse tamamını geçirdiği şehirde, müze haricinde bir de ‘Kafka House’ mevcut. Yazarın en iyi eserlerini yazdığı, Golden Lane üzerinde, 22 numarada yer alan evi de ziyarete açık. 1900’lerin başında felsefe konuşmalarını gerçekleştirdiği Cafe Louvre’da kahvenizi yudumlarken, bir öyküsünü okuyabilirsiniz mesela. Yazarın mezarı ise Olsany Cemetery’de bulunuyor. Sokaklarında gezerken Ortaçağ’da yaşadığınız sanrısına kapıldığınız, bugün Çek Cumhuriyeti’nin başkenti olan Prag, her mevsim ayrı güzel.

GÖRÜLMESİ GEREKEN YERLER

PRAG KALESİ, CHARLES KÖPRÜSÜ, WENCESLAS MEYDANI, AZİZ VITUS KATEDRALİ, KAFKA MUSEUM, ASTRONOMİK SAAT VE ESKİ BELEDİYE SARAYI, DANS EDEN BİNALAR (TANCİCÎDÛM), JOSEFOV İSMİYLE BİLİNEN YAHUDİ MAHALLESİ.

BİLİYOR MUYDUNUZ?

PRAG, II. DÜNYA SAVAŞI’NDA 2 İSTİSNA HARİÇ NEREDEYSE HİÇ BOMBALANMAMIŞTIR. MİMARİ YAPILARININ GÜNÜMÜZE KADAR KORUNARAK GELMESİNİN ALTINDA YATAN EN BÜYÜK ETKEN BUDUR.

JAMES JOYCE VE SEVGİLİSİ DUBLİN

“Hatalaryeni keşiflere açılan kapıdır”

20. yüzyılı etkileyen yazarlardan James Joyce, 1882 yılında Dublin’de gözlerini açar. Ulysses kitabı için söylediği; “Dublin’i öylesine betimlemek istiyorum ki, eğer şehir bir anda dünya üzerinden silinecek olursa kitabım sayesinde yeniden kurulabilir” sözü James Joyce’un Dublin’le olan ilişkisini fazlasıyla açıklar. Joyce, siyasal görüşlerini, sanat algısını, Dublin kenti üzerinden kurgular. Toplumsal baskılar gibi konuların yüzünden, şehri terk ettiği bir dönem olsa da yazılarından Dublin’i hiçbir zaman çıkaramaz. Dublin bugün İrlanda Cumhuriyeti’nin başkenti ve aynı zamanda en büyük şehridir. Yazar, doğup büyüdüğü şehir olan Dublin’den birçok eserinde bahseder. Sadece mekan olarak değil, şehrin insanlarını da anlatır Joyce kitaplarında. Dublinliler kitabı buna bir örnektir mesela…
Dublin de bu sadık yazarına bir vefa örneği göstererek, her yıl 10-16 Haziran arasında yazarın anısına Bloomsday Festivali düzenler. Festivalin adı, yazarın klasikleşen eseri Ulysses’te yer alan Leopold Bloom’dan gelir. Ulysses, 16 Haziran 1904 tarihinde Dublin’de ve Joyce’un içine aşk ateşi düştüğü günde geçer.
Unesco’nun edebiyat şehri unvanını layık gördüğü Dublin’de James Joyce’un izini sürmek isterseniz ilk durağınız bir süre yaşadığı ev olan, Martello Kulesi olabilir. Artık James Joyce Müzesi olarak hizmet veren ev, aynı zamanda Ulysses kitabının giriş bölümünün geçtiği yer. Müzede Ulysses kitabı için tuttuğu notlar da görülebilir.

GÖRÜLMESİ GEREKEN YERLER

DUBLIN ULUSAL KÜTÜPHANESİ, DUBLIN YAZARLAR MÜZESİ, İRLANDA ULUSAL MÜZESİ, JAMES JOYCE MÜZESİ, NEWGRANGE, STSTEPHEN’S GREEN PARK, TRINITY COLLEGE, ST. PATRICK KATEDRALİ

BİLİYOR MUYDUNUZ?

GENÇ BİR NÜFUSA SAHİP DUBLİN’DE, ŞEHİRDEKİ İNSANLARIN YARISI 25 YAŞIN ALTINDA!

AHMET HAMDI TANPINAR’IN İSTANBUL’U

“İnsanlar da kuyulara benzer, içlerinde bozulabilirsiniz”

Türkiye’nin değerlerinden, şair, öykü ve roman yazarı Ahmet Hamdi Tanpınar kitaplarında, doğup büyüdüğü İstanbul’u, müthiş bir gözlem ve betimleme yeteneğiyle anlatır.
Ünlü eseri Huzur’da iki aşık (Mümtaz ve Nuran) Kocamustafapaşa’dan, Osmanlı’dan yadigar kalan Üsküdar’ın tarihi yapılarına kadar sokak sokak İstanbul’u gezer. Tanpınar’ın kent kimliği ve kültür aktarımının paralelliğine olan inancına Nuran’ın şu sözleri ile tanık oluruz: “İstanbul’u tanımadıkça kendimizi bulamayız.”
Şehir hafızasına verdiği önemi her fırsatta dile getirmiş olan Tanpınar, ‘Beş Şehir’ kitabının da bir bölümünü İstanbul’a ayırmıştır. Beş Şehir’de şöyle söyler Tanpınar: “Boğaz’ın kendisi de sanatkârane, hatta müzikaldir. Amiel ‘manzara bir ruh halidir’ der. Fakat bazı manzaralar vardır ki bizi Amiel’in iddia ettiği kadar serbest bırakmaz. Hülya ve düşüncelerimize kendiliğinden bir istikamet verirler…”
Tanpınar ayrıca kitaplarında çağın mimarisinden duyduğu rahatsızlığı da açıkça belli eder. Tarihi yapıların, kültürel dokunun yok edilmesine karşı müthiş bir hassasiyeti vardır. 1901 yılında doğan Tanpınar, 1962 yılında hayata veda etti. Doğduğu ev bugünkü Fatih ve Şehzadebaşı ortalarında yer alıyor ancak günümüze bu evden kültürel miras olarak bir şey kalmadı. Tanpınar’ın İstanbul’unu keşfe çıkmak isteyenler için, yıllarca eserlerini yazdığı, sohbetler ettiği Narmanlı Han uzun yıllar iyi bir adres oldu. Yıkılmaya başladığı için mecburen restore edilen Han’dan ayak izleri silinmiş olabilir ama İstanbul’un her köşesinde silinmeyecek bir hatırası var Tanpınar’ın..

GÖRÜLMESİ GEREKEN YERLER

KIZ KULESİ, AYASOFYA MÜZESİ, TOPKAPI SARAYI,SULTANAHMET CAMİSİ, GALATA KULESİ, İSTİKLAL CADDESİ,GÜLHANE PARKI, KAPALIÇARŞI, RUMELİ FENERİ, ORTAKÖY,AHMET HAMDİ TANPINAR EDEBİYAT MÜZE KÜTÜPHANESİ

BİLİYOR MUYDUNUZ?

İSTANBUL’DA DEVLETİ TEMSİL EDEN HER YAPI ‘KAPI’ DİYE ANILIRDI. BUGÜNÜN DEVLET DAİRESİNİN KARŞILIĞI KAPIYMIŞ. BAB-I ALİ DE YÜCE KAPI ANLAMINA GELMEKTEYMİŞ.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir